38. May, Might, Can, Could Konu Anlatımı (Rica)

Bu dersimizde may, might, can, could kelimelerini nasıl kullanacağımızı öğreneceğiz. Biz geçen derste bu kelimelerin olasılık belirtirken nasıl kullanıldığını öğrenmiştik. Bu derste ise, aynı kelimelerin ricada bulunurken nasıl kullanılacağını öğreneceğiz. Hatta canınız sıkılmasın diye yanlarına “would” ve “would like” ifadelerini de ekleyeceğim.

“Ebilmek” anlamına gelen bu sözcüklerin şunu yapabilir miyim, bunu yapabilir miyim gibi cümlelerde rica amacıyla kullanılabildiği zaten apaçık ortada. Peki o zaman ben bu derste size neyi öğreteceğim? Bu derste hangisini nerede ve ne şekilde kullanacağınızı öğreteceğim. İçinde bulunduğumuz durumun samimiyet derecesine, kullanacağımız özneye ve cümlenin türüne bağlı olarak bu kelimelerden uygun olanını seçmemiz gerekiyor.

İlk olarak can ile başlayalım (aynı zamanda teneke kutu demek) çünkü bu dört kelime içinde, samimiyetin en yüksek düzeyde olduğu durumlarda kullanılanı o. Bir arkadaşımızdan, annemizden, babamızdan, hatta samimi görüyorsak bir kafedeki garsondan bir şey isterken can kullanabiliyoruz. Önce kendi adımıza bir ricada bulunalım:
Can I have a hamburger? – Hamburger alabilir miyim?

Şimdi “we” öznesini kullanarak içinde bulunduğumuz grup adına bir ricada bulunalım:
Can we watch a film tonight? – Bu gece bir film izleyebilir miyiz?

Şimdi de “you” öznesiyle karşımızdaki kişiden bir şey rica edelim:
Can you lend me some money? – Bana biraz para ödünç verebilir misin?

Yani demek ki ricada bulunurken can modalı ile I, you ve we öznelerini kullanabiliyormuşuz. İsteyenin bir yüzü kara deyip olası cevaplara göz atalım:
Can I have a hamburger?
Yes, certainly. – Evet kesinlikle.

Can we watch a film tonight?
Yes, of course. – Evet, tabi ki.

Can you lend me some money?
I am afraid, I can’t. – Korkarım ki veremem.

Belki biraz daha kibarca sorsaydık verirdi. Bunun için could gelsin. Bir ricada bulunurken could sözcüğünü kullanmamız, cümleye daha kibar bir anlam katıyor. Mesela hiç tanımadığımız birinden bir şey isterken could kullanmak uygun olacaktır:
Excuse me, could you tell me the way to the airport? – Afedersiniz, havaalanının yolunu tarif edebilir misiniz?

Az önce soru cümlesinde “you” kullanarak karşımızdakinden bir şey yapmasını istedik. Şimdi de “I” kullanarak kendi adımıza bir ricada bulunalım:
Could I have your name please? – Adınızı alabilir miyim lütfen?

Çok işinize yarayacağını düşündüğüm bir soru kalıbı kullanalım ve “we” öznesini kullanarak bizimle ilgili bir şey isteyelim:
Could we be more than friends? – Arkadaştan öteye gidebilir miyiz?

Demek ki ricada bulunurken could modalı ile de beraber I, you ve we öznelerini kullanabiliyormuşuz. Hemen yanıtlarımız gelsin:
Excuse me, could you tell me the way to the airport?
Sure. Just follow that plane up there. – Elbette. Şu yukarıdaki uçağı takip edin yeter.
(Sanırım bunu olumsuz cevap olarak kabul etmeliyiz.)

Could I have your name please?
No you couldn’t; it’s mine! – Hayır olmaz; o benim.
(Bir olumsuz cevap daha geldi.)

Could we be more than friends?
No, we couldn’t. – Hayır, olamayız.

Peki bu son soruyu nasıl sorsaydı bu cevabı almazdı bunu düşünelim. Can kullansa çok samimi olacak, may/might kullansa çok resmi olacak, bu yüzden could doğru bir seçim ancak biraz daha yumuşatılması gerekiyor. Bunun için cümlenin başına “sence” anlamına gelen “do you think” ifadesini ekleyebiliriz:
Do you think we could be more than friends? – Sence arkadaştan öteye gidebilir miyiz?

“Do you think” diyerek zaten bir soru cümlesi kurduğumuzdan, could kelimesini bu sefer we öznesinden sonra getirerek aynı cümlede iki kez soru yapmadığımıza dikkat edin. Her neyse, cevabı gelsin bakalım işe yaramış mı?
Do you think we could be more than friends?
Yes, why not? We could be best friends! – Evet, neden olmasın? Birbirimizin en iyi arkadaşı olabiliriz.

May kelimesine bakalım şimdi de. Samimiyet veya kibarlıktan ziyade resmiyet ön plandaysa sorumuzu may ile sorabiliyoruz. Diyelim ki yeni tanıştığımız birisinin ofisindeyiz ve sigara içmek istiyoruz. “I” öznesini kullanalım ve kendi adımıza bir ricada bulunalım:
May I smoke here? – Burada sigara içebilir miyim?

Bir de may ile beraber “we” öznesini kullanarak, içinde bulunduğumuz grup adına bir ricada bulunalım:
May we leave early today? – Bugün erken çıkabilir miyiz?

Son olarak “you” öznesini kullanalım ve karşımızdaki kişinin bir şey yapmasını rica edelim:
May

Mmm galiba olmayacak. Soru sorarken may kelimesiyle beraber you öznesi kullanılamıyor demek ki. I ve we ile yetinmek zorundayız öyleyse. Cevaplara bakalım şimdi de:
May I smoke here? – Burada sigara içebilir miyim?
No, you may not. – Hayır, içemezsiniz.

May we leave early today?
Yes, you may. – Evet, tabi.

Soruyu sorarken “may you” kullanmıyoruz demiştik ama cevap verirken you may şeklinde kullanabiliyoruz gördüğünüz gibi. May not kullanımının bu şekilde resmi bir izin vermeme durumu söz konusu olduğu için sıklıkla mustn’t yerine de kullanılabiliyor:
The children may not bring toys into the classroom. – Çocuklar sınıfa oyuncak getiremezler.
You may not talk during the exam. – Sınav sırasında konuşamazsınız.


May olasılık da bildiriyordu. Bu cümleyi “sınav sırasında konuşmayabilirsiniz” diye de çevirebiliriz o zaman. Nasıl ayırt edeceğiz peki? Cevap veriyorum: durumdan ayırt edeceğiz.

Şimdi might kelimesine bakalım. Yine kullanım şekli ve soru cümlesinde beraber kullanıldığı özneler may ile tamamen aynı. Tek farkı aşırı derecede resmiyet katmasından ötürü günlük konuşmada tercih edilmemesi. Might ile ricada bulunurken günümüz İngilizcesinde duyabileceğiniz yapı ise şu:
I wonder if you might

Wonder “merak etmek” fiili. If kelimesi ise cümleye olasılık anlamı katarak karşımızdaki kişiye, reddedebilmesi için bir açık kapı bırakıyor. Peşinden özne geliyor ki bu özne, her zaman “you” olmak zorunda da değil. Sonra da fiil geliyor:
I wonder if you might help me? – Bana yardım etme ihtimaliniz olup olmadığını merak ediyorum.

Gayet şık, hem resmi hem de kibar bir soru ifadesi oldu. Bu yapıda might yerine can ve could kelimelerini de rahatlıkla kullanabiliyoruz. Yani bu cümleyi “I wonder if you can/could help me?” şeklinde de sorabilirdik.

Bir tane daha soralım:
I wonder if you might get me a rock hammer. – Bana bir kaya çekici getirme ihtimaliniz olup olmadığını merak ediyorum.

Şimdi biraz da would kelimesine bakalım. Rica amacıyla soru cümlesinde beraber kullanılabildiği tek özne you ve will kelimesine oranla cümleye biraz daha kibarlık katıyor. Örneklere bakalım:
Will you help me? – Bana yardım eder misin?
Would you help me? – Bana yardım edebilir misin?
Will you shut the door please? – Lütfen kapıyı kapatır mısın?
Would you shut the door please? – Lütfen kapıyı kapatabilir misin?

Would kelimesine bu kadar bakıp would like ifadesini anlatmamak olmaz. Would like İngilizcede “istemek” anlamında kullanılıyor ve “want” sözcüğünün eş anlamlısı gibi düşünülebilir. Sadece want kelimesine oranla çok daha kibar bir öneri ve istek formu. Rica amacıyla soru cümlesinde beraber şu şu öznelerle kullanılabilirim diye bir takıntısı yok. Sadece küçük, küçücük bir ricası var; o da özneyi araya yerleştirmemiz. Örnekler yapalım:
Would you like something to drink? – İçecek bir şey ister miydiniz?
Would they like to swim? – Yüzmek isterler miydi?
What would you like to do today? – Bugün ne yapmak isterdin?

Pek tabi bu cümlelerde would like yerine want fiilini de kullanabilirdik ama dediğim gibi, would like biraz daha hoş duruyor. Cevaplara bakalım:
Would you like something to drink?
Yes, that would be lovely. – Evet, harika olurdu.
Özellikle bu cevabı verdim çünkü would kelimesi İngilizcede -erdi/-ardı anlamını da veriyor. Cevapta would yerine will kullansaydı “Evet, harika olur” anlamına gelirdi.
Would they like to swim?
Maybe, I don’t know. – Bilmem, belki.
What would you like to do today?
I’d like to go to the movies. – Sinemaya gitmek isterdim.

konuanlatim


Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

38. May, Might, Can, Could Konu Anlatımı (Rica) için 6 cevap

  1. Hakan der ki:

    hocam merhaba yine ben;
    sayfa 79 da ”I couldn’t do this homework ” cümlesini çevirisi Bu ödevi yapamadım olarak çevrilmiş geçmiş zaman olduğunu nasıl anlayacağız .Ben bu ödevi yapamam olarak çevirdim.

  2. Hakan der ki:

    Kafa basmadı 🙂 ;
    Could we be more than friends?
    Excuse me, could you tell me the way to the airport? bu cümlelerde geçmiş zamanla çevrilmemiş ama

  3. ali der ki:

    Aslında would ve could’un yapısı Türkçe’deki kullanıma çok benziyor.

    “Would you like something to drink?” İçecek bir şey ister miydiniz?” olarak çevrileceği gibi “İçecek bir şey ister misiniz?” olarak da çevrilebilir bence. Çünkü burada zaman belirtmek için değil nezaket ifadesini vurgulamak için would kullanılıyor.

    Biz de birine ‘bakabilir miydiniz?’ derken, ‘di’yi aynı şekilde kullanıyoruz. Yoksa karşımızdakinin geçmişte bakabilme yeteneğine sahip olup olmadığını sorgulamıyoruz.

    Soruyu soran arkadaş bu açıdan yaklaşabilirse bazı şeyler kafasında netleşebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir