Reported Speech Konu Anlatımı (Vol. 1)





İki derslik serimize Reported Speech konusuyla devam ediyoruz. Hem biraz karmaşık hem de biraz geniş bir konu olduğu için bunu da iki ayrı derste anlatmak istedim. Bu derste Reported Speech konusuyla ilgili temel şeyleri öğreneceğiz.

Bu konu bazı kitaplarda Indirect Speech olarak da geçiyor ve Türkçeye “Dolaylı Anlatım” olarak çevrilebiliyor. Eğer bir şey dolaylıysa onun mutlaka bir de dolaysızı, yani direct hali de vardır diye düşünebilirsiniz ki böyle bir şey gerçekten de var. Söylenilen bir sözün, başkalarına nasıl aktarılacağını öğreneceğimiz bu konuda, cümleyi olduğu gibi aktarma veya rapor ederek aktarma şeklinde iki ayrı yöntem söz konusu. Cümleyi olduğu gibi aktarırken, tıpkı Türkçedeki gibi iki tırnak içine alıyoruz ve hiçbir değişiklik yapmadan, “Falanca kişi şöyle şöyle söyledi” şeklinde cümleler kuruyoruz. İşte buna direct speech ya da dolaysız aktarım diyoruz.

O zaman önce ısınma turu olarak direct speech cümlelerini nasıl kuracağımızı öğrenelim. Dolaysız aktarım cümlelerinde “söyledi/dedi” anlamlarını vermek için “say” fiilinden faydalanıyoruz. Aktaracağımız cümle de geçmişte kurulmuş olacağından say fiilini genellikle “said” haliyle kullanıyoruz. Sonrasında aktaracağımız cümleyi tırnakların içine alıp aynen yazıyoruz. Mesela annemiz bize o gün akşam yemeğinde hindi pişireceğini şu cümleyle söylemiş olsun:
I am going to cook turkey for dinner.

Bu cümleyi dolaysız şekilde aktarırken önce cümleyi söylen kişiyi belirtiyoruz:
My mother…

Cümle geçmişte söylendiği için said ile devam ediyoruz:
My mother said…

Son olarak da aktaracağımız cümleyi hiç değiştirmeden tırnak içinde yazıyoruz:
My mother said “I am going to cook turkey for dinner.”

Türkçeye tam çevirisi ise şöyle oluyor:
Annem, “Akşam yemeğinde hindi pişireceğim” dedi.

Gördüğünüz gibi kuralları son derece basit ve anlaşılır. Bu formülü bütün cümlelere uygulayabilirsiniz. Tabi İngilizce gibi bir dilin bu kadar anlaşılır olması birilerini rahatsız etmiş olmalı ki, bir de reported speech, yani dolaylı aktarımı icat etmişler. Dolaylı aktarımda işler Arapsaçına dönüyor ve cümlenin zamanından tutun da öznesine, hatta zaman zarfına kadar pek çok şey değişebiliyor. Yani biz bu derste çoğunlukla, neyin neyle değiştiğini öğreneceğiz.

Tabi aslında bu noktada İngilizceye bu kadar da haksızlık yapmamak gerekiyor, çünkü bahsedilen değişikliklerin neredeyse tamamı, biz fark etmesek de aslında Türkçede de oluyor. Bu değişikliklerin hepsine birden toplu bir ad verecek olursak, en uygun isim sanırım şu olurdu: “bir derece geçmişe götürmek”. Bunun ne demek olduğunu anlamak için mevcut örneğimiz üzerinden gidelim ve bunu bir de indirect speech ile nasıl aktaracağımıza bakalım.  Oluşturacağımız cümlenin Türkçesi şu şekilde olacaktır:
Annem, akşam yemeğinde hindi pişireceğini söyledi.

Gördüğünüz gibi bir “rapor etme” durumu söz konusu ve bu yüzden buna reported speech, yani “rapor edilen konuşma” adı veriliyor. Söyleyen kişi yine annemiz ve cümleye yine direct speech yapısında olduğu gibi başlıyoruz:
My mother said…

Bu noktada said kelimesinden sonra “that” bağlacını koyabiliriz ama koymasak da hatalı olmuyor:
My mother said that…

Şimdi ise aktaracağımız orijinal cümleye odaklanma vakti geldi:
I am going to cook turkey for dinner.

Bu cümleyi annemiz söylemiş olduğundan, her şeyden önce özneyi değiştirmemiz gerekecek. Özneyi değiştirmeyip “I” haliyle yazarsak, akşam yemeğinde hindiyi biz pişirecekmişiz gibi anlaşılır. O zaman şöyle devam edelim:
My mother said that my mother…

Çok fazla “my mother” olduğu için, ikinci tarafta she kullanmak daha uygun olacaktır:
My mother said that she…

Buraya kadar da tamam ancak, orijinal cümle geçmişte söylendiğinden ve biz burada “said” fiilini kullanarak geçmişin de geçmişini aktarıyor olduğumuzdan, orijinal cümleyi bir derece geçmişe götürmemiz gerekiyor. Cümleler bir derece geçmişe nasıl götürülür diye merak ediyorsanız biraz sonra bunların detaylı bir listesini vereceğim ama en azından bu cümleyle ilgili olarak bilmemiz gereken şey, “am” haliyle gördüğümüz be fiilini, geçmiş zamandaki hali olan was ile değiştirmek. Sonuçta ortaya şöyle bir cümle çıkacak:
My mother said that she was going to cook turkey for dinner.

Indirect cümlelerin temel mantığını anladıysak şimdi farklı zamanlardaki cümleleri bir derece geçmişe nasıl götüreceğimizi öğrenelim ve hepsiyle de aynı örnek cümleyi kurarak aradaki farkları net bir şekilde görelim. Konuyu daha da karmaşık bir hale getirmemek için de örnek cümlemizi mümkün olduğunca basit tutalım ve sadece I, eat ve apple kelimelerini kullanalım.

Present Continuous – Past Continuous’a dönüşüyor:
I am eating an apple. – Elma yiyorum.
He said (that) he was eating an apple. – Elma yiyor olduğunu söyledi.

Simple Present – Simple Past’a dönüşüyor:
I eat an apple. – Elma yerim.
He said (that) he ate an apple. – Elma yediğini söyledi.

Simple Past – Past Perfect’e dönüşüyor:
I ate an apple. – Elma yedim.
He said (that) he had eaten an apple. – Elma yemiş olduğunu söyledi.

Present Perfect de – Past Perfect’e dönüşüyor:
I have eaten an apple. – Elma yedim.
He said (that) he had eaten an apple. – Elma yemiş olduğunu söyledi.

Present Perfect Continuous – Past Perfect Continuous’a dönüşüyor:
I have been eating an apple. – Elma yemekteyim.
He said (that) he had been eating an apple. – Elma yemekte olduğunu söyledi.

Past Continuous da – Past Perfect Continuous’a dönüşüyor:
I was eating an apple. – Elma yiyordum.
He said (that) he had been eating an apple. – Elma yemekte olduğunu söyledi.

Future Tense Will – Would’a dönüşüyor:
I will eat an apple. – Elma yiyeceğim.
He said (that) he would eat an apple. – Elma yiyeceğini söyledi.

Future Tense Be Going to – Was/Were Going to’ya dönüşüyor:
I am going to eat an apple. – Elma yiyeceğim.
He said (that) he was going to eat an apple. – Elma yiyeceğini söyledi.

Future Continuous Will – Would’a dönüşüyor:
I will be eating an apple. – Elma yiyor olacağım.
He said (that) he would be eating an apple. – Elma yiyor olacağını söyledi.

Future Perfect Will – Would’a dönüşüyor:
I will have eaten an apple. – Elma yemiş olacağım.
He said (that) he would have eaten an apple. – Elma yemiş olacağını söyledi.

Past Perfect ve Past Perfect Continuous, daha da geçmiş halleri olmadığından aynı kalıyor:
I had eaten an apple. – Elma yemiştim.
He said (that) he had eaten an apple. – Elma yemiş olduğunu söyledi.

I had been eating an apple. – Elma yemekteydim.
He said (that) he had been eating an apple. – Elma yemekte olduğunu söyledi.

Zamanların bir derece geçmişe dönüşleri bu şekilde oluyor. Bir de modalların bazıları bu tür değişimlere uğruyor. Bunlara da kısaca bakalım:
Can – Could’a dönüşüyor:
I can eat an apple. – Elma yiyebilirim.
He said (that) he could eat an apple. – Elma yiyebileceğini söyledi.

May – Might’a dönüşüyor:
I may eat an apple. – Elma yiyebilirim.
He said (that) he might eat an apple. – Elma yiyebileceğini söyledi.

Have to – Had to olabiliyor:
I have to eat an apple. – Elma yemek zorundayım.
He said (that) he had to eat an apple. – Elma yemek zorunda olduğunu söyledi.

Bunların dışındaki modallar değişime uğramıyor ancak reported speech cümlelerinde değiştirdiğimiz bazı zaman zarfları da var. Zaman zarfı da değiştirilir miymiş diyebilirsiniz belki ama orijinal cümlenin söylendiği tarihle rapor edildiği tarih arasında kayda değer bir zaman farkı varsa, dün, bugün, yarın gibi zaman zarfları farklı tarihlere işaret edeceğinden bu tür değişiklikler yapıyoruz. Mesela şu örneğe bakalım:
Dün bir timsah gördük. – We saw a crocodile yesterday.

Bu cümleyi bir hafta sonra birisine aktarırken “dün” diye aktarırsak, aktardığımız günden bir gün öncesi anlaşılabilir endişesiyle, “önceki gün/evvelsi gün” anlamlarına gelen, “the day before/the previous day” gibi ifadeleri kullanıyoruz:
Önceki gün bir timsah gördüklerini söyledi. – He said that they had seen a crocodile the day before.

Bunun gibi değişen diğer zaman zarflarına da bakalım:
Now – then oluyor.
Today – that day oluyor.
Tonight – that night oluyor.
Tomorrow – the following day veya the day after oluyor.
Next – the following veya after ile karşılanıyor; the following week, the week after gibi.
Last – the previous veya before ile karşılanıyor; the previous month, the month before gibi.
Ago – before oluyor; two years before, three days before gibi.
At the moment – at that moment oluyor.

Tüm bunların yanı sıra, bu, bunlar, burası sözcükleri de, rapor edilen cümlede üçüncü ağızdan aktarıldıklarından değişime uğruyor. Bu değişimler de kısaca şöyle:
This – that oluyor.
These – those oluyor.
Here – there oluyor.

Bu kadar değişim çok fazla, bunları aklımda nasıl tutacağım diyorsanız nispeten iyi bir haberim var: tüm bu değişimleri sadece aktarma fiilinin -dili geçmiş zamanda olduğu, “said/told” gibi ifadelerle başlayan bu tür cümlelerde uyguluyoruz. Aktarma cümlemizi “söyledi” şeklinde değil de, söylüyor, söyleyecek, söyler şeklinde kuruyor olsaydık, yani başka bir deyişle geçmiş zaman kullanmıyor olsaydık, bu sefer geçmişin de geçmişini aktarma durumu söz konusu olmayacağından zaman değişikliği yapmazdık. Mesela orijinal cümlemiz şu olsun:
Seni terk ediyorum! – I am breaking up with you!

Bu cümleyi şu anda kafamızda kurduğumuzu, yarın ise karşı tarafın yüzüne tokat gibi çarpacağımızı hayal ederek şöyle bir aktarma cümlesi kuralım:
Onu terk ettiğimi söyleyeceğim. – I will say that I am breaking up with him.

Cümle henüz söylenmediğinden geçmiş zamanlık söz konusu olmadı ve dolayısıyla “am” kelimesini “was” ile değiştirmedik. Geniş zamanda da cümle henüz söylenmemiş olduğundan zaman değişikliği yapmıyoruz:
Onu terk ettiğimi söylerim. – I say that I am breaking up with him.

Hatta aktarma cümlemiz yakın geçmiş zamandaysa bile zaman değişikliği yapmaya gerek kalmıyor:
Onu terk ettiğimi söyledim. – I have said that I am breaking up with him.

Bu noktada aklınıza şu soru gelmiş olabilir: “yakın geçmiş zaman da geçmişi anlatıyor olduğundan zaman değişikliği yapmak gerekmez miydi?”  Dolaylı anlatımda zaman değişikliği yapıp yapmamaya karar verirken dikkat etmemiz gereken ufak bir ayrıntı var: “cümle ne zaman aktarılıyor?” Orijinal cümlenin söylenmesinin üstünden önemli bir vakit geçmemişse, mesela aynı gün içinde aktarılıyorsa, zaman değişikliği yapmak da anlamsız oluyor çünkü bu durumda iki cümlenin içinde geçtiği zaman da aynı oluyor. İşte yakın geçmiş zaman da adı üstünde yakın bir geçmişi anlattığından, aktarma cümlesinin present perfect ile kurulduğu bu tür cümlelerde zaman değişikliği yapmıyoruz.

Hatta cümleyi aynı gün içinde aktarıyorsak, aktarma cümlesinde simple past tense kullandığımız durumlarda bile zaman değişikliği yapmaya gerek kalmıyor. Mesela, “He saw a UFO today” yani “O bugün bir UFO gördü” cümlesini, UFO’yu gördüğü gün aktarıp, “O bugün UFO gördüğünü söyledi” demek istiyorsak zaman değişikliği yapmıyoruz ve şöyle söylüyoruz:
He said that he saw a UFO today.

Tarih boyunca geçerliliğini koruyan durumları ya da fizik kuralları gibi sabit şeyleri aktarırken de zaman değişikliği yapmıyoruz. Mesela, “Dünya Güneşin etrafında döner” cümlesine bakalım:
The Earth circles around the Sun.

Öğretmenimizin söylediği bu cümleyi simple past tense ile aktarırken bile şöyle söylüyoruz:
Our teacher said that the Earth circles around the Sun.

Bunu normal bir cümle gibi düşünüp, circles yerine circled yazsaydık, sanki dünya artık Güneşin etrafında dönmüyormuş gibi yorumlanabilirdi. Bir de şu örneğe bakın:
Fransız Devrimi 1789’dan 1799’a kadar sürdü. – The French Revolution lasted from 1789 to 1799.
Öğretmenimiz, Fransız Devriminin 1789’dan 1799’a kadar sürdüğünü söyledi. – Our teacher said that the French Revolution lasted from 1789 to 1799.

“Lasted” fiilini “had lasted” şeklinde yaparak bir derece geçmişe taşımadık, çünkü bunun olduğu tarih belli ve herkes tarafından biliniyor.

Zaman değişikliği yapılması gerekmeyen cümle türlerine diğer bir örnek de, içinde “if” kelimesi geçen koşul cümleleri. Koşul cümlelerinde halihazırda yeterince zaman değişimi gerçekleşiyor olduğundan bir de bunların üstüne dolaylı anlatıma özgü zaman değişimlerini eklemiyoruz. Mesela bize söylenen şöyle bir cümleyi aktaracak olalım:
Eğer o senin gerçek arkadaşın olsaydı, arada sırada seni arardı. – If she were your true friend, she would give you a call once in a while.

Bunu dolaylı anlatımla aktarırken sadece özneleri duruma göre değiştirerek aktarıyoruz:
He told me that, if she were my true friend, she would give me a call once in a while.

Yine benzer bir sebepten ötürü, when, while gibi bağlaçlarla bağlanan cümlelerde de halihazırda farklı zamanlar kullanıldığından, işleri daha da karıştırmamak adına zaman değişikliği yapmıyoruz. Aktarılacak cümlenin şu olduğunu varsayalım:
Koltukta uyurken güzel bir rüya gördüm. – While I was sleeping on the couch I had a nice dream.

Normalde ilk kısmı “had been sleeping” şeklinde aktarmamız gerekiyor ama while bağlacının varlığından ötürü orijinal haliyle aktarıyoruz:
Koltukta uyurken güzel bir rüya gördüğünü söyledi. – He said that while he was sleeping on the couch he had a nice dream.

Bu derste reported speech konusuyla ilgili temel şeyleri öğrendik. Bir sonraki dersimiz bunun devamı olacak ve bu konuyla ilgili geriye kalan tüm detayları o derste öğreneceğiz. O derse geçmeden önce tavsiye ettiğim şey, zaman ve zaman zarfı değişimlerini ezberlemeniz ve Çeviriyle Öğren kitabımın ilgili ünitesinde bulunan .1 ve .4 alt sayfalardaki alıştırmaları çözmeniz. İkinci baskıda bunların sayfa numaraları 149 ve 152.


(Ticari amaç olmadan, PDF dosyasını ve videoları çevrenizle paylaşabilirsiniz.)

Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Reported Speech Konu Anlatımı (Vol. 1) için 3 cevap

  1. Begüm der ki:

    Hocam konu anlatımınız çok güzel bi şey rica edecektim.Bu zaman kadar anlattığınız videoları içeren 30. videodaki gibi ingilizce cümle nasıl kurulur videosu tekrar yapabilir misiniz? Writing sınavına çalışırken çok yardımcı oluyor:)

  2. ilhami der ki:

    Hocam, Allah razı olsun. Rabbim iki cihan saadeti nasip etsin 🙂

Bir Cevap Yazın