The Kullanımı Konu Anlatımı




Bu dersimizde, beşinci derste verdiğim şu sözü yerine getireceğim: “İlerleyen derslerimizde başında ‘the’ sözcüğünün kullanabileceği ve kullanılamayacağı nesneleri öğreneceğiz ancak bunun için henüz biraz erken.“ İngilizcede a, an ve the sözcüklerinin kullanımını anlattığım o videoda, the kelimesinin temel işlevinden bahsetmiştik. The kullanımını tamamıyla anlayabilmeniz için öncelikle o ders anlatımını okumanızı  tavsiye ederim çünkü bu derste the ilgili detaylara gireceğiz.

Üç harfli bir kelimenin de ne kadar detayı olabilir ki demeyin çünkü the sözcüğünün başlarında kullanılmak zorunda olduğu kelimeler var ve aynı şekilde, başlarında kesinlikle the kullanılmaması gereken sözcükler de. İşte bu dersi tamamen bu sözcüklere adadım. Öncelikle başlarında mutlaka the kullanmamız gereken sözcük guruplarının ne olduğunu sırasıyla öğrenelim.

Dünyada bir tane olan, başka bir örneği bulunmayan ve dolayısıyla herkesçe bilinen şeylerden bahsederken bunların başlarına the koyuyoruz. Cümle şeklindeki örneklerimiz gelsin:
Bu gece ay yok. = The moon isn’t out tonight
Gökyüzünde kaç tane yıldız vardır? = How many stars are there in the sky?

Müzik aletlerinin başında onları niteleyecek my, your his, this, that, these gibi bir sözcük yoksa başıboş bırakmıyoruz ve the kullanıyoruz. Örneklere bakalım:
Arkadaşlarımdan biri keman çalıyor. = One of my friends plays the violin.
Gitar benim favori enstrümanımdır. = The guitar is my favorite instrument.

Bir hayvandan tür olarak bahsederken the kullanıyoruz. Örnekleri inceleyelim:
Kutup ayısının nesli tükenmek üzere. = The polar bear is on the verge of extinction.
Çita karadaki en hızlı hayvandır. = The cheetah is the fastest animal on land.

Bu son cümleden, “superlative adjectives” olarak bilinen en üstünlük sıfatlarının başına da the gelmesi gerektiğini görüyoruz çünkü her şeyin eninden bir tane var. “Dünyadaki en kalabalık ülke Çin’dir” diyelim mesela:
The most crowded country in the world is China.

İkinci the sözcüğünün gelme nedeni de dünyadan bir tane olması.

İngilizcede bir icattan bahsederken the kullanıyoruz. Şu örnekleri inceleyelim:
Radyoyu kim icat etti? = Who invented the radio?
İnsanlar tekerleği ne zaman icat etti? = When did people invent the wheel?

Bazı ülkelerin başına the koyuyoruz. Bunlar birkaç devletin birleşmesiyle bir araya gelen ülkeler olabileceği gibi, içinde republic (cumhuriyet) kelimesi geçen ülkeler de olabiliyor. Birkaç örnek verelim:
Birleşik Krallık = The United Kingdom
Hollanda = The Netherlands
Filipinler = The Philippines
Amerika Birleşik Devletleri = The United States of America
Çin Halk Cumhuriyeti = The People Republic of China

Hani şu altında, “Made in PRC” yazdığını gördüğünüz ve “Çin malı değilmiş” diye sevindiğiniz ürünlerin yapıldığı yer. Nehirlerin başına ne geliyor tahmin edin? “HES mi?” diyebilirsiniz ama o Türkiye’de ve diğer bazı az gelişmiş ülkelerde geliyor. İngilizcede ise the geliyor. Örneklere bakalım:
The Thames
The Nile
The Seine

Yalnız burada dikkat etmemiz gereken şey, Nil nehri, Thames nehri, Seine nehri gibi ifadelerde genellikle nehir kısmının isimden önce söylenmesi. Şöyle yani:
The River Thames
The River Nile
The River Seine

Benzer şekilde okyanusların ve denizlerin başına da the geliyor. Yani Pasifik Okyanusu, Karadeniz, Ege Denizi derken başlarında hep the oluyor:
The Pacific Ocean
The Black Sea
The Aegean Sea

Sulu şeyleri bir kenara bırakacak olursak, tıpkı ülkelerde olduğu gibi, birden fazla dağın bir araya gelip oluşturduğu sıradağlardan bahsederken de the kullanıyoruz. Alpler, Himalayalar, Rocky Dağları şöyle söyleniyor:
The Alps
The Himalayas
The Rocky Mountains

Yine aynı kuraldan hareketle, birkaç adanın bir araya gelerek oluşturduğu takımadaların başına the ekliyoruz. Örnek vermek gerekirse:
The Virgin Islands
The Canary Islands
The Hawaiian Islands

Madem öyle, coğrafyadan devam edelim. Çöl isimlerinden önce de the getiriyoruz:
The Kalahari Desert
The Mojave Desert
The Sahara Desert

İngilizcede gazete isimlerinden önce the geliyor:
The New York Times
The Guardian
The Washington Post

Birleşmiş Milletler, IMF gibi organizasyon isimlerinden önce de the getirme kuralı var. Yine de bu kuralın sözlü dilde sıkça ihmal edildiğinin de altını çizmekte fayda var:
The United Nations
The IMF

İngilizcede the sözcüğünü bir milliyetin başına getirdiğimizde o milliyete ait insanları kastetmiş oluyoruz. Bu yüzden örneğin, Japonlar, Çinliler, Hintliler derken başlarına the koyuyoruz:
The Japanese
The Chinese
The Indians

Bu kullanımda çoğul bir insan grubu kastedildiği için de çoğul muamelesi yapıyoruz ve peşlerinden gelen yardımcı fiili ona göre seçiyoruz. Şu örneğe bakalım:
Most of the Japanese are non-religious but they commit hara-kiri when they see fit. – Japonların çoğu dinsizdir ama gerekli gördüklerinde harakiri yaparlar.

Yaşlılar, engelliler, fakirler gibi belirli bir ortak özelliğe sahip bir grubun başına the koyduğumuzda, tıpkı milliyetlerde olduğu gibi, o grubun genelini kastetmiş oluyoruz ve yine çoğul muamelesi yapıyoruz. Şu örneklere bakın:
Polis banka soyguncularını yakaladı. – The police caught the bank robbers.

Tek bir polis gidip yakalamadığı için böyle söylüyoruz.
The blind have much stronger memories than other people. – Görme engellilerin diğer insanlardan çok daha güçlü hafızaları vardır.

Çoğul muamelesi yaptığımız için has değil have kullandık. Bir ailenin soyadının başına the, sonuna -s eklediğimizde o aileye ait bireyleri kastetmiş oluruz. Örneğin, bay ve bayan Brown için “The Browns” diyebiliriz:
The Browns have rented a flat two blocks away. – Brownlar iki bina ötede bir daire kiralamış.

The sözcüğünün hangi kelimelerin başına gelmesi gerektiğini anladıysak şimdi bir de hangi kelimelerin başına gelmemesi gerektiğini öğrenelim. Hatırlarsanız birden fazlasının bir araya gelerek oluşturduğu ülkelerin, adaların ve sıradağların başında the kullanıyoruz demiştik. Tek bir ülkeden, adadan veya dağdan bahsederken the kullanmıyoruz. Örneklere bakın:
Almanya, İspanya, Hindistan = Germany, Spain, India
Kıbrıs, Malta, Madagaskar = Cyprus, Malta, Madagascar
Everest Dağı, Ağrı Dağı = Mount Everest, Mount Ararat

Yine dağ kelimesinin dağın isminden önce geldiğine dikkat edin. Aynı şey göllerde de oluyor. Mesela Van gölü demek için “Van Lake” demiyoruz, “Lake Van” diyoruz. Hazır yeri gelmişken; göllerden önce de the kullanmıyoruz.

Şehir isimlerinden önce de the kullanmıyoruz. The London, the New York, the Madrid gibi şeyler duyduğunuzu pek sanmıyorum.

Kıtalar da bunlar gibi özel isim statüsüne girdiği için başlarına the almıyor. “The Asia, The Europe” şeklinde kullanmıyoruz.

İngilizcede dillerin başına the gelmiyor. “The German, the English” şeklindeki kullanımlarda o ülkeye ait insanları kastetmiş olacağımızı söylemiştim. İşte bu karmaşaya neden olmamak için dili kastetmek istediğimizde başında the olmadan kullanıyoruz:
The German = Almanlar
German = Almanca

Tabi dilerseniz ikisine de the ekleyip sonlarına people ve language kelimelerini koyarak bu ayrımı daha sağlıklı bir şekilde de yapabilirsiniz:
The German people = Almanlar
The German language = Almanca

Biyolojideki sporları bilmiyorum ama etkinlik bağlamındaki spor dallarının başına the getirmiyoruz. Örneğin, futbol, tenis, voleybol derken “the football, the tennis, the volleyball” denilmiyor. Tavla, satranç gibi oyunlar da bu kategoriye giriyor ve “the backgammon, the chess” demiyoruz.

Başına the almamak konusunda bu kadar net olan başka bir grup sözcüğümüz ise öğünler. Kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği gibi sözcüklerin başına öğünü kastettiklerinde the gelmiyor. Örneklere bakalım:
Kahvaltı yaptın mı? – Have you eaten breakfast?
Bir saat sonra öğlen yemeği arası vereceğiz. – We will have a lunch break after an hour.
Akşam yemeğine bize gelir misin? – Will you come over for dinner?

Tabi kural bu kadar net olsa da, öğünden değil, öğünde yenilen yemekten bahsedilmek amacıyla bu kelimelerden biri kullanıldığında the gelebiliyor. Mesela çok güzel bir akşam yemeğinin ardından şöyle diyebiliriz:
Akşam yemeği enfesti. – The dinner was terrific.

Gazete isimlerinden önce the kullanacağımızdan bahsetmiştim. Aynı the sözcüğünü dergi isimlerinden önce kullanmıyoruz. Time Magazine, People Magazine, Reader’s Digest, Fortune bunlara örnek.

Günlerden ve aylardan önce the kullanmadığımızı söylememe gerek yok sanırım. Bunlar da İngilizcede büyük harfle başladığı için özel isim muamelesi görüyor ve The Firday, The Saturday, The January demiyoruz.

Bilim dallarından önce de the kullanmıyoruz. Örneğin fizik, kimya, biyoloji sözcüklerini physics, chemistry, biology şeklinde söylüyoruz.

İngilizcede soyut şeylerden bahsederken başlarına the getirmiyoruz. Yaşam, ölüm, aşk kelimeleriyle birer cümle kuralım mesela:
Yaşam sürprizlerle doludur. – Life is full of surprises.
Ölüm kaçınılmazdır. – Death is inevitable.
Havada aşk kokusu var. – There is love in the air. 

Soyut şeyler demişken; bazı sözcükler var ki bunları hem somut hem de soyut bir varlığı nitelemekte kullanabiliyoruz. Mesela “üniversite” kelimesi hem somut bir binayı, hem de üniversitede eğitim görmeyi belirtiyor olabilir. Örneğin, “Kızım üniversitede” cümlesiyle kızın şu anda üniversite binasında bulunduğu kastediliyor olabilir ki bu durumda somut bir binayı belirttiğimiz için the kullanabiliriz:
My daughter is at the university.

Aynı cümleyle “üniversitede okumak” kastedildiğinde ise “üniversite” soyut bir unsura dönüştüğünden the kullanmıyoruz:
My daughter is in university.

In ve at sözcüklerinin de buna göre değiştiğine dikkat edin. Bu durum, işte (work), hastanede (hospital), hapishanede (prison), kolejde (college), yatakta (in bed) derken de böyle. Yine soyut anlamları düşünülüp arabayla, otobüsle, uçakla,  gemiyle gitmek derken de aklımızda belirli bir araba, otobüs, gemi olmadığından ve kavramsal olarak bahsediyor olduğumuzdan the kullanmıyoruz: go by car, bus, plane ship diyoruz.

Çok fazla kural varmış gibi görünse de, çoğunu zaman içinde siz öğrenmesiniz de kulağınız otomatik olarak öğrenecektir. Bu derste anlatılanları birer referans olarak kabul edebilir ve takıldığınız noktada dönüp bakabilirsiniz.


(Ticari amaç olmadan, PDF dosyasını ve videoları çevrenizle paylaşabilirsiniz.)

Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

The Kullanımı Konu Anlatımı için 5 cevap

  1. kaan der ki:

    I haven’t understood last paragraph.please could you tell last paragraph again?
    sincerely;

  2. gurkantopcu76 der ki:

    Hocam merhaba;
    “Ege denizinde hiç yüzdün mü?” Cümlesinin çevirisinde,
    “Have your ever swum in the Aegean Sea?”
    Burada neden “your” kullandınız? “You” kullanılması gerekmez mi?
    Açıklarsanız sevinirim.
    Saygılar…

  3. gurkantopcu76 der ki:

    Peki hocam teşekkürler. Aynı yazım hatası kitabın 2. baskısında da mevcut. Bilginize..

Bir Cevap Yazın