May, Might, Can, Could Konu Anlatımı (Olasılık)






Merhaba. Bu dersimizde may, might, can, could kelimelerini, olasılık belirtirken nasıl kullanacağımızı öğreneceğiz. Ayrıca, geçen derste öğrendiğimiz should ve must kelimelerinin de olasılık belirtirken nasıl kullanıldığını ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.

May, might, can ve could kelimelerinin hepsi de Türkçedeki -ebilmek anlamını veriyor. Biz Türkçede -ebilmek ifadesini hem beceri belirtirken, hem olasılık belirtirken hem de ricada bulunurken kullanabiliyoruz. İngilizcede ise bu üç durumdan hangisinde cümle kurduğumuza, cümlenin hangi zamanda olduğuna ve cümlenin türüne (+/-) bağlı olarak kullanabileceğimiz farklı farklı -ebilmek kelimeleri var. Dolayısıyla bizim, bunlardan uygun olan bir tanesini seçip kullanmamız gerekiyor. Hatta öyle ki, olasılığın derecesine göre bile, may, might, can, could, should ve must sözcüklerinden uygun olanı seçmemiz gerekiyor. Şimdi hepsini tek tek inceleyelim ve örnek cümleler kuralım.

İlk olarak, en zayıf olasılığı bildiren might modalı ile başlayalım. Might sözcüğünün cümleye kattığı olasılık düzeyini, kaba bir tahminle %25 gibi düşünebiliriz. Yani, İngilizcede bir olayın gerçekleşme ihtimalinin en düşük olduğu durumlarda might kullanıyoruz. Örneğin, yazın bir hafta sonu balığa gideceğiz; hava durumuna baktık ve hava güneşli görünüyor. Yine de her an bir yaz yağmuru gelebilir diye düşünerek yanımıza şemsiye almak istiyoruz. Bu durumda might kullanabiliriz:
We should take an umbrella with us; it might rain at the weekend.
Yanımıza şemsiye almalıyız; hafta sonu yağmur yağabilir.

Might kelimesini başka bir örnekle açıklayayım: birisi bize “Jennifer bugün ofiste olacak mı?” diye sormuş olsun. Bizimse hiçbir fikrimiz yok ama ofise gelme ihtimalini de düşünerek olumsuz bir yanıt vermek istemiyoruz. Bu durumda might kullanabiliriz:
Will Jennifer be at the office today? – Jennifer bugün ofiste olacak mı?
I dont know; she might be. – Bilmiyorum; olabilir.

May sözcüğüne bakalım. Might kelimesine çok benzemekle beraber, cümleye kattığı olasılık düzeyini %50 olarak düşünebiliriz. Biraz önceki hava durumu örneğinde, hafta sonunda havanın bulutlu olduğunu görmüşsek, yağmur yağabilir anlamında may kullanabiliriz:
We should take an umbrella with us; it may rain at the weekend.
Yanımıza şemsiye almalıyız; hafta sonu yağmur yağabilir.

Diğer örneğimize dönecek olursak; Jennifer daha öncesinden bize, “Belki öğleden sonra ofise gelebilirim” demiş ise cümleyi may ile kurabiliriz:
She may be at the office in the afternoon. – Öğleden sonra ofiste olabilir.

Veya şöyle de diyebilirdi:
She may or may not be at the office in the afternoon. – Öğleden sonra ofiste olabilir de, olmayabilir de.

Can ve could sözcükleri de, olumlu cümlede şu anı veya geleceği anlatırken olasılık bildirme bağlamında, may sözcüğü gibi %50’lik bir kesinliğe sahip. Yukarıdaki örnek cümlelerimizde may yerine can veya could kullanırsak anlam yönünden değişen çok fazla bir şey olmuyor:
We should take an umbrella with us; it could rain at the weekend.
Yanımıza şemsiye almalıyız; hafta sonu yağmur yağabilir.
She can be at the office in the afternoon. – Öğleden sonra ofiste olabilir.

Ancak cümlelerimiz olumsuz olsaydı, can ve could sözcüklerini can’t ve couldn’t şeklinde kullanırdık ki bu durumda olasılık düzeyleri bir anda %99’lara çıkardı. Aslında Türkçede de aynısı oluyor. Örneklere bakın:
It can’t/couldn’t be my car; mine is black. – O benim arabam olamaz; benimki siyah.
She can’t/couldn’t be a singer; her voice is terrible. – O şarkıcı olamaz; onun sesi berbat.
They can’t/couldn’t be in Los Angeles right now; they called me from New York just half an hour ago!
Şu anda Los Angeles’ta olamazlar; daha yarım saat önce beni New York’tan aradılar.

Should kelimesinin de, gelecekteki bir durumla ilgili olasılık belirtirken kullanılabileceğini bir önceki dersimizde öğrenmiştik. O derste örnek olarak şu cümleyi vermiştik:
The doctor should be here any minute. – Doktor her an burada olabilir.

Should’un cümleye kattığı bu olasılığın derecesini puanlayalım şimdi de: %80! Bu cümleyi söyleyen kişinin, doktorun ne zaman geleceği konusunda bir fikri var ve demek ki tam da gelme saatine yakın bir andalar. Dolayısıyla bu tür bir cümlede may, might, can veya could kullansaydı, gelmeme olasılığı da bir hayli yüksek olacağından tuhaf dururdu.

Dip not: olasılık katan should sözcüğünün kendi içinde pozitif bir anlamı var ve bu yüzden olumsuz cümlelerde olasılık belirtmek için kullanmıyoruz. Yani, “The doctor shouldn’t be here” şeklinde bir cümle kurarsak, olasılık olgusu tamamen devreden çıkacağı için “Doktor burada olmamalı” gibi bir anlam ortaya çıkıyor.  Should’un sadece geleceğe yönelik bir olasılık bildirdiğinin bir kere daha altını çizelim ve should ile yapılmış farklı örnekler inceleyelim:
You should find this book amusing. – Bu kitabı eğlenceli bulacaksın.
Ask your mother; she should know. – Annene sor; o bilecektir.
Dinner should be ready soon. – Akşam yemeği birazdan hazır olacaktır.

Must kelimesi de olasılık belirtirken kullanılabiliyor ancak diğerlerinden önemli bazı farkları var. İlk olarak, should geleceğe yönelik olasılık bildirirken must, şu ana özgü bir olasılık bildirebiliyor. Yani bizim “hafta sonu yağmur yağabilir” örneğimizde geleceğe özgü bir olasılık durumu söz konusu olduğu için must kullanmıyoruz. Ayrıca, must kullanılınca olasılığa ek olarak mantık da devreye girip desteklediği için, olasılık derecesi epey artıyor: %95! Örnekleri inceleyelim:
She was born in 2001; so she must be 14 years old. – 2001 yılında doğmuş; öyleyse 14 yaşında olmalı.
There is snow everywhere. It must be cold outside. – Her yer kar. Dışarısı soğuk olmalı.
He isn’t eating anything. He mustn’t be hungry. – Hiçbir şey yemiyor. Aç olmasa gerek.

Sıra geldi günün şampiyonu olan modalı seçmeye. Gelecekle ilgili %100 emin olduğumuz durumlarda kullanacağımız modal geliyor: will! Will doğrudan -ecek/-acak anlamı kattığı için, gelecekte olacak bir şeyden %100 eminsek başka bir modal kullanmaya gerek kalmadan will ile gelecek zaman cümlesi kurabiliriz. Şimdiki zamanda ve geçmiş zamanda da be fiilinin hallerini kullanarak aynı mesajı verebiliriz.

We must take an umbrella with us; it will rain at the weekend. – Yanımıza şemsiye almalıyız; hafta sonu yağmur yağacak.

Yağmur yağacağı kesin olduğu için tavsiye bildiren should kelimesinin de derecesini arttırdık ve yerine must kullandık.

Jennifer will be at the office today. – Jennifer bugün ofiste olacak.

“Gelecek zamanda kesinlik olunca be going to kullanmıyor muyduk, niye will kullandık?” diye sorabilirsiniz. Dikkat ederseniz ben günün modalını seçelim dedim. Be going to bir modal değil.  Ama pek tabi onu da kullanabilirdik…

Dip not: “Maybe” kelimesi İngilizcede “belki” anlamına geliyor ve bizim modalımız olan may kelimesinden farklı bir kullanımı var. Genelde cümle başlarında veya özneden sonra kullanılabiliyor. May modalından sonra be fiilinin geldiği, “olabilir” anlamındaki “may be” yapısı sıkça maybe kelimesiyle karıştırılıyor. Buna dikkat edelim.


(Ticari amaç olmadan, PDF dosyasını ve videoları çevrenizle paylaşabilirsiniz.)

Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

May, Might, Can, Could Konu Anlatımı (Olasılık) için 5 cevap

  1. Turgut der ki:

    37. ve 38. dersler aynı olmuş. Her ikisi de olasılık. Rica yok!

  2. sena der ki:

    could u can in past hali ve might ı may in past hali gibi düşünebilir miyiz yoksa bu modalların hepsini her zamanda kullanabilir miyiz

  3. sena der ki:

    I can’t find my keys. I don’t know where I left them. I ______ them in the classroom or on the bus.
    a) could leave b) must leave c) should have left d) may have left e) can leave
    hocam bu sorunun cevabı ne olmalı

Bir Cevap Yazın