69. Say, Tell, Speak, Talk Farkı

Bu dersimizde birbirine çok karıştırıldığını düşündüğüm say, tell, speak ve talk kelimelerinin ne şekilde kullanıldığını öğreteceğim. Türkçeyi ve İngilizceyi karşılaştırmalı olarak anlatarak örneklerle somutlaştırmaya çalışacağım. Bu dört kelimeyi say – tell ve speak – talk şeklinde ikili gruplara ayırabiliriz çünkü kullanım açısından birbirine benzeyen ve karıştırılan şekilleri bunlar. Yani say sözcüğü tell ile, speak sözcüğü ise genellikle talk ile karıştırılıyor.

Öncelikle say – tell çiftine bakalım ve aralarındaki farkları inceleyelim. İlk olarak say kelimesiyle başlıyorum. Say sözcüğü “söylemek” ve “demek” anlamlarına geliyor. Bir sözün kime söylendiğinin belirtilmediği durumlarda “söylemek/demek” anlamlarını vermek için say kelimesini kullanıyoruz. Mesela birisi “susadım” demiş olsun. Şu şekilde söyleyecektir:
I’m thirsty.

Biz bu cümleyi üçüncü bir kişiye aktarmak isteyip “Susadığını söylüyor” demek istediğimiz bir durumda, susadığını kime söylediği cümlede belirtilmediği için say kullanıyoruz:
He says, he is thirsty.

Ya da şöyle bir cümleyi İngilizceye çevirmemiz gerektiğini düşünelim:
Öğretmenimiz daha çok çalışmamız gerektiğini söylüyor.

Bu sözün öğrencilere söylendiği apaçık ortada olsa da cümlede belirtilmemiş ve bu yüzden İngilizcesinde tell değil, say kullanmamız gerekiyor:
Our teacher says, we need to study harder.

Bunlar gibi aktarma cümlelerinde değil de, yine sözün kime söylendiğinin belirtilmediği emir cümlelerinde de say kullanıyoruz. Örneğin, “Bir şey söyleme” cümlesini İngilizcede kurmamız gerektiğinde, kime bir şey söylenmeyeceği belirtilmediğinden say kullanacağız:
Don’t say anything.

Peki bir sözün kime söylendiği belirtilmişse asla say kullanamaz mıyız? Aslında kullanırız ama biraz kelime kalabalığı oluyor, çünkü bu durumda to edatına da ihtiyaç duyuyoruz. Mesela şöyle bir cümlemiz olsun:
Patronuna hasta olduğunu söyledi.

Sözün kime söylendiği belli. Aslında tell ile çok daha pratik bir şekilde kurulabilecek bu cümleyi ısrar edip say ile söylemek istersek say kelimesinden sonra to koyuyoruz:
He said to his boss that he was sick.

Şimdi tell kelimesine bakalım. Bir cümlenin kime söylendiğinin aynı cümlede belirtildiği durumlarda tell kelimesini kullanıyoruz. Hatta bu tür durumlarda tell kelimesinden sonra to edatını yazmaksınız, doğrudan kime söylendiğini yazıyoruz. Mesela şu cümleyi İngilizcede kurmaya çalışalım:
O her zaman bana meşgul olduğunu söylüyor.

Bu cümlenin bana söylendiği aynı cümlede belirtilmiş; dolayısıyla tell kullanmamız, hemen ardından da “bana” sözcüğünü yazmamız gerekecek:
He always tells me that he is busy.    

Cümlenin söylendiği kişi bu örnekteki gibi bir nesne zamiri olmasa bile tell fiilinden hemen sonra getiriyoruz. Şu örneklere bakalım:
O herkese evli olduğunu söyledi. – He told everyone that he was married.
Kocasına onu sevdiğini söyledi. – She told her husband that she loved him. 
Babana ne diyeceksin? – What will you tell your father?
Çocuklara arabadan inmelerini söyledim. – I told the kids to get out of the car.

Örnek cümlelerdeki to ve that kelimelerinin gelme nedenini, aktarma cümlelerini anlattığım reported speech konulu derslerimde bulabileceksiniz.

Bir cümlede, birisi dolaylı nesne, diğeri dolaysız nesne olmak üzere iki nesne kullanıyorsak cümleyi iki farklı şekilde kurabiliyoruz. Bu durum tell fiili için de böyle. Şu cümleyi ele alalım:
Bu sırrı arkadaşlarıma söylemeyeceğim.

Dolaylı nesnemiz (yani yalancı nesnemiz) “arkadaşlarım”; dolaysız nesnemiz (yani gerçek nesnemiz) ise “bu sır”. Tell fiilinden hemen sonra dolaylı nesnemiz olan “arkadaşlarım” sözcüğü gelsin:
I won’t tell my friends this secret.

Tell fiilinden sonra dolaylı nesne olan “arkadaşlarım” sözcüğünü değil de, dolaysız nesnemiz olan “bu sır” ifadesini getiriyorsak bu sefer bir to edatına ihtiyaç duyarız. Şöyle yani:
I won’t tell this secret to my friends.

Tell kelimesinin tek anlamı “söylemek” veya “demek” değil. Tell sözcüğünden sonra sözün kime söylendiğini belirten bir dolaylı nesne, sonrasında ise about edatı geldiğinde ve tell + somebody + about + something yapısı oluşturulduğunda tell kelimesi “bahsetmek” anlamına geliyor. Örnekleri inceleyelim:
Will you tell us about your job? – Bize işinden bahseder misin?
Did I tell you about my grandchildren? – Sana torunlarımdan bahsettim mi?
The shopkeepers told the reporters about their problems. – Esnaflar muhabirlere sorunlarından bahsettiler.

Tell sözcüğü tüm bunların haricinde, “anlatmak” anlamına da geliyor. Hatta öyle ki, İngilizcede “anlatmak” fiili olarak kullanabilen ve tell’e alternatif olan başka hiçbir fiil yok. Yani derdimizi sadece tell ile anlatabiliyoruz. Örnek cümlelere bakalım:
Büyükbabamız bize güzel bir hikaye anlattı. – Grandpa told us a nice story.
Bize bir fıkra anlatır mısın? – Will you tell us a joke?
Sana anlatmak istediğim bir sorunum var. – I have a problem that I want to tell you.

Say – tell çiftiyle ilgili olarak söyleyebileceklerim bunlar. Şimdi biraz da speak – talk ikilisine bakalım. Baş harflerinden de tahmin edeceğimiz gibi, speak kelimesi say’e, talk kelimesi ise tell’e benziyor ama bu benzerlik sadece kullanım açısından çünkü anlamları tamamen farklı. Speak ve talk kelimeleri “konuşmak” anlamına geliyor. Speak kelimesinde, say kelimesinde olduğu gibi bir tek taraflılık söz konusu; yani kiminle konuşulduğunun aynı cümlede belirtilmediği ya da konuşmanın tek taraflı olduğu durumlarda kullanılıyor. “Öğretmenimiz konferansta konuştu” cümlesinde olduğu gibi, tek taraflı bir konuşma kastediliyorsa speak kullanıyoruz:
Our teacher spoke at the conference.

Bu tür bir bağlamda speak yerine talk kelimesini kullandığımızı düşünelim:
Our teacher talked at the conference.

Bu durumda konuşmanın karşılıklı olarak gerçekleştiği sonucu ortaya çıkar ve toplantı yapıldığı sırada öğretmenin yanındaki kişilerle konuşuyor olduğu şeklinde yorumlanabilir.


“Seninle bir daha asla konuşmayacağım” gibi bir ifadede yine karşılıklı bir konuşma olduğu için talk kullanırız ve şöyle deriz:
I will never talk to you again.

Kendi aralarında konuştuğunu gördüğümüz bir grup insan hakkında “Konuşuyorlar” derken de “They are speaking” demek yerine “They are talking” deriz çünkü konuşmanın tek taraflı olmadığı apaçık ortadadır.

Bir dili konuşmak kastedildiğinde de speak fiilini kullanıyoruz. Mesela birisine “Sen İngilizce konuşuyor musun?” diye sorarken veya buna cevap olarak  “Evet, ben İngilizce konuşuyorum” derken tercih edeceğimiz kelime speak:
Do you speak English?
Yes, I speak English.

Öte yandan, o anda birbiriyle karşılıklı olarak İngilizce konuşmakta olan iki kişiyi kastederek “İngilizce konuşuyorlar” demek istediğimizde, konuşma karşılıklı olarak gerçekleşiyor olduğundan talk fiilini kullanıyoruz ve Türkçesinden farklı olarak bir de in edatını ekliyoruz:
They are talking in English.

Talk – speak ikilisinden anladığımız şey özetle, kiminle konuşulduğunun aynı cümlede belirtilmediği ya da konuşmanın tek taraflı olduğu durumlarda speak, tam tersi durumlarda ise talk kullanılması. Ancak tabi diller istisnasız olmaz. Bunun da akıllara zarar istisnaları var çünkü konuşma dilinde birbirlerinin yerine kullanıldıkları oluyor. Örneğin, “Konuşmamız lazım” cümlesinde konuşmanın iki taraflı olacağı gayet açık olsa da speak fiili kullanılabiliyor:
We need to talk.
We need to speak.

Hatta kiminle konuşulacağı belirtilecekse speak fiilinden sonra da tıpkı talk fiilinde olduğu gibi to veya with edatı geliyor. Mesela, “Seninle konuşmam gerek” cümlesini dört farklı şekilde söyleyebiliyoruz:
I need to talk to you.
I need to talk with you.
I need to speak to you.
I need to speak with you.

konuanlatim


Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir