33. Will – Be going to Farkı Konu Anlatımı


Will – Be going to Farkı Konu Anlatımı #33 paylaşan: ingilizcekonuanlatimi

31 ve 32. derslerde, will ve be going to ifadelerinin kullanıldığı iki ayrı gelecek zaman yapısı öğrendik. Ancak İngilizcede neden iki farklı future tense olduğunu ve hangisinin nerede kullanıldığını anlatmadık. İşte bu videoda sadece bundan bahsedeceğim.

Will nerelerde kullanılır?
– Konuşma anında karar vererek “şunu yapacağım” diyorsak will kullanıyoruz.
– Bir durumla ilgili tahmin yürütüyorsak will kullanıyoruz.
– Öneride bulunurken will kullanıyoruz.

Be going to nerelerde kullanılır?
– Konuşma anında karar vermeyip, önceden planlanmış bir şeyden bahsediyorsak be going to kullanıyoruz.
– Tahmin yürütmüyor da, apaçık niyetimizi veya birinin niyetini belirtiyorsak be going to kullanıyoruz.
– Söylediğimiz şeyin olacağına dair bir kanıtımız varsa be going to kullanıyoruz.

Temel farklar bu şekilde. Şimdi detaylı örneklerle inceleyelim.

“Konuşma anında karar vererek “şunu yapacağım” diyorsak will kullanıyoruz” dedik. Örneğin yağmur yağıyor ve yağmurda beklemek zorunda kalan birini gördük. Bizimse arabamız var. “İstersen seni arabayla bırakırım” diye bir teklifte bulunmak istiyoruz. Bu teklifi günler öncesinden planlamayıp o anda aklımıza geldiği için will kullanacağız:
İstersen seni arabayla bırakırım. – I’ll give you a lift if you like.

Zaten bu durumda be going to kullansaydık, günler öncesinden bunun planını yaptığımızı düşünür ve kesin arabaya binmezdi. “If you like” bu cümlede “istersen” anlamını veren kısım; ona takılmayın. “Give a lift” de İngilizcede “arabayla bırakmak” anlamına gelen bir deyim. Peki will -ecek-acak anlamına gelmiyor muydu? Türkçesi “Seni arabayla bırakacağım” olmuyor mu? Şimdi bu kısmı çok iyi anlayalım çünkü bu, konu anlatımlarında sıklıkla atlanılan bir nokta: will ile kurulan cümlelerinin bir kısmı, sanki geniş zaman cümlesiymiş gibi Türkçeye çevrilebiliyor. Bu bir hata değil ve doğrusu da bu. İngilizce cümleler kurarken buna biz de dikkat etmeliyiz. Hemen örnek cümlemiz üzerinden mantığını anlatayım ki siz de başka cümlelere uygulayabilesiniz. “İstersen seni arabayla bırakırım” cümlesinin İngilizcesini önce hiç görmeyelim. Bu cümleyi -ır takısından ötürü geniş zamanda kurmamız gerektiği aklımıza geliyor. Kuralım bakalım nasıl olacak:
I give you a lift if you like.

Evet, yapı olarak normal görünüyor, hatası yok ama anlam olarak çok tuhaf duruyor. Geniş zaman konusunu anlatırken, İngilizcede geniş zamanın, tekrarlanan ve geneli anlatan durumlar için kullanıldığından bahsetmiştim. Mesela “Ben Londra’da yaşıyorum” cümlesi Türkçede her ne kadar şimdiki zamanda söylense de, sırf bu nedenle İngilizcede geniş zamanda söyleniyor:
I live in London.

İşte aynı şey burada da geçerli. Bu cümleden ben o adamın, sarışın bayan her istediğinde onu arabayla bıraktığını anlıyorum; oysa ki durum böyle değil.

Konuşma anında verilen kararları başka bir örnekle açıklayayım: bir kafeye gittik ve sipariş vereceğiz. Garson “ne alırsınız” diye sordu ve biz de “şunu alacağım, bunu alacağım” şeklinde siparişimizi vereceğiz. Bu durumda will kullanırız çünkü neyi sipariş edeceğimizi günler öncesinden düşünmemişizdir:
I’ll have chicken soup. – Tavuk çorbası alacağım.

Bir örnek daha vereyim: tam ofisten çıkacakken patron geliyor ve “Bugün fazla mesai yapabilir misin?” diye soruyor. Biz de ona cevap olarak “Yaparım efendim” diyoruz:
Can you work overtime today? – I’ll do it!

Going to kullanmayız çünkü fazla mesai yapacağımızı daha o anda öğrendik. Dikkat ettiyseniz bu cümlenin Türkçesi de “yaparım” şeklinde geniş zaman cümlesi gibi görünüyor; “yapacağım” demiyoruz.

“Bir durumla ilgili tahmin yürütüyorsak will kullanıyoruz” demiştik. Örneğin, yakında evleneceklerini bildiğimiz genç bir çift gördük. Birbirlerinden epey hoşlandıklarını görüyoruz ve onlar için “Bence mutlu olacaklar” demek istiyoruz. Bu durumda will kullanırız çünkü bu sadece bizim tahminimiz:
I think, they will be happy.

Başka birörnek; ocak ayının sonundasınız ve şubat ayının da soğuk geçeceğini düşünüyorsunuz ama bu sadece sizin tahmininiz ve elinizde somut bir kanıt yok; bu durumda will kullanmak uygun olacaktır:
Şubat ayı soğuk olacak. – It will be cold in February.

Küçük bir not: Bu cümlede it öznesiyle kastedilen şey hava yani “the weather”. Başında the ile kullanılan weather sözcüğü biraz uzun olduğu için bu tür cümlelerde kısaca it diyebiliyoruz.

“Öneride bulunurken will kullanıyoruz” demiştik. “Çay alır mısın?” diye sormaya çalışalım o zaman. Ne kadar da geniş zaman cümlesine benziyor öyle değil mi? Ama iradenize hakim olun ve “Do you have tea?” diye sormayın. Çünkü o zaman şöyle bir cevap alabilirsiniz:
Yes, I have tea every afternoon. – Evet, her öğleden sonra çay içerim.

Çünkü geniş zaman kullanarak siz ona rutinini sormuş oldunuz. “Will you have tea?” diye soralım bakalım ne diyecek:
Oh dear, that would be lovely. – Çok iyi olur canım.

Bir öneride daha bulunalım ve durağınızı geçmek üzere olan dolmuş şoförüne “Durur musunuz?” diye soralım:
Will you stop?

Siz yine bu cümleyi geniş zamanda kurmanız gerektiğini düşünüp “Do you stop?” şeklinde sorsaydınız bakın nasıl bir cevap alırdınız:
Yes, of course I stop. For example, I stop at the red light all the time. – Evet tabi ki dururum. Örneğin ben her zaman kırmızı ışıkta dururum.

Gelelim be going to kullanımına.

“Konuşma anında karar vermeyip, önceden planlanmış bir şeyden bahsediyorsak be going to kullanıyoruz” demiştik. Örneğin bilgisayarımız bozuldu ve yeni bir tane almaya karar verdik. “Yarın yeni bir bilgisayar alacağım” diyeceğiz. Bunu, kararı aldığımız anda söylüyorsak will kullanabiliriz:
I’ll buy a new computer tomorrow.

Ancak bu fikri, bize finansmanı sağlayacak olan babamıza iletirken, kararı daha önceden vermiş olduğumuz için be going to kullanıyoruz:
I’m going to buy a new computer tomorrow.


“Tahmin yürütmüyor da, apaçık niyetimizi veya birinin niyetini belirtiyorsak be going to kullanıyoruz” demiştik. Şu birbirini çok seven çifte dönelim. Onlar için “mutlu olacaklar” demiştik. Allah mesut etsin. Bu bizim tahminimizdi. “Onlar evlenecek” derken ise, tahminden değil niyetlerinden bahsettiğimiz için going to kullanmak uygun oluyor:
They’re going to marry.

“Söylediğimiz şeyin olacağına dair bir kanıtımız varsa be going to kullanıyoruz” dedik. “Şubat ayı soğuk olacak” örneğimize dönelim. Yine bu da bizim tahminimizdi. Oysaki hava durumunda öğrendiğimiz kesin bilgilere dayanarak konuşuyor olsaydık aynı cümleyi be going to ile kurardık:
It’s going to be cold in February.

Ya da diyelim ki birine hırlayarak yaklaşan bir köpek gördük. Niyeti apaçık ortada. “Köpek seni ısıracak” diye uyarmak istiyoruz. Bu durumda “The dog will bite you” dersek karşımızdaki kişi bunu “Köpek seni ısırır” şeklinde algılar ve hemen kaçmayabilir. “The dog is going to bite you!” dersek işin ciddiyetinin farkına varır.

“Öneride bulunurken will kullanıyoruz” demiştik. Peki be going to kullanmakta ısrar edersek ne olur? Mesela şu dolmuş şoförüne “Will you stop?” demek yerine “Are you going to stop!” dersek ne olur. Aniden frene basar çünkü kendisine kızdığımızı zanneder. İngilizcede bu cümle “Duracak mısın artık!” şeklinde algılanıyor. Yani öneride bulunurken will kullanmaya devam.

Evet, hepsi bu kadar. Yalnız şunu bilmekte fayda var: will ve be going to, saydığım bu durumların haricinde sıkça birbirinin yerine kullanılabiliyor. Özellikle soru cümlelerinde karşımızdaki kişinin veya bahsettiğimiz kişinin plan yapıp yapmadığını bilemeyeceğimiz için will de kullanabiliriz be going to da. Örneğin, “John partide olacak mı?” diye sormak istiyoruz. John daha önceden arayıp partiye geleceğini kesin olarak söylemiş de olabilir, söylememiş de. Bu yüzden bu soruyu iki şekilde de sorabiliriz:
Is John going to be at the party?
Will John be at the party?

Bu derste verdiğim örneklerde olduğu gibi ciddi anlam farkı yaratmayacaksa, will yerine be going to, be going to yerine de will kullanabilirsiniz. Sonuçta hangisini kullanırsanız kullanın, mesajınız anlaşılacaktır.

konuanlatim


Bu yazı Kısa Konu Anlatımı Videoları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

33. Will – Be going to Farkı Konu Anlatımı için 11 cevap

  1. Doğukan der ki:

    Canım hocam 🙂 Sayfa 62’de “The phone is ringing.I will take it!” cümlesinin manasında I I will take it! = Ben açacağım diye cevirilmiş ama ben manalarına batım bulamadım hiç.Kalıp mı diye batım o da değil bir yardımcı olabilir misin?

  2. Doğukan der ki:

    Hocam gene ben 😀 Sayfa 64’te 11.cümlede “Do you think we will win the game.”cümlesinde “Do” amcasını anlamadım 🙂 Yardım edebilir misin hocam? 🙂 🙂

  3. Doğukan der ki:

    Hocam “I am not going to tell your secret to anybody.” derken to anybody=kimseye demek.”to” kullanmasak olmuyor mu?Bazılarını kullanmadan alıyoruz “-e” ekini 🙂 Nasıl anlayacağım bunları ben? 🙂 Bir de “English Grammer Inside and Out”kitabını tavsiye ediyor musun? TOEFL,IELTS için.Gramerimi sağlam yapmak istiyorumda. Yardımcı olursan sevinirim.

  4. Doğukan der ki:

    “We are going to watch Mythbusters tonight.” cümlesinde neden “watch” dan sonra the kullanmadık?

  5. Doğukan der ki:

    “The circus is going to leave Moscow on sunday.”cümlesinde “Moscow” dan önce “from” kullanamaz mıyız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir